TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ
YÖNETİM DANIŞMANLIĞI VE EĞİTİM
HİZMETLERİ
TEKNOLOJİ TABANLI
GİRİŞİMCİLER İÇİN İŞ GELİŞTİRME
MENTORLÜĞÜ
SATIŞ EKİBİ
KURULUM & SAHA
YÖNETİMİ
SANAYİDE
YAZILIM & TEKNOLOJİ
SEÇİMİ
TEKNOLOJİ TRANSFER
OFİSLERİ & TEKNOPARKLAR İÇİN
İŞ GELİŞTİRME
YATIRIMCI
BULMA & DEVLET
DESTEKLERİ
YAZILIM-BİLİŞİM
SEKTÖRÜNDE SATIŞ PAZARLAMA
& İŞ GELİŞTİRME
KARİYER
PLANLAMA &
İÇ GİRİŞİMCİLİK
KEY OF CHANGE

Türkiye' de Yazılım Sektörü-1

Eskiden yaşamlarını tarım yaparak sürdürmeye çalışan toplumlar 1760'lı yıllarda buharlı motorların, 1880'li yıllarda da elektrik motorunun icat edilmesiyle “Sanayi Toplumlarına” dönüştü. Refah seviyesi arttı, bireyler yavaş yavaş köylerinden çıkarak ticaretlerini daha geniş bir coğrafyaya taşıdılar. 1940’lı yıllarda tüp ile çalışan bilgisayarın bulunması, daha sonra 1960’larda transistorların bilgisayar üretiminde kullanılmaya başlamasıyla birlikte, toplumlar arasındaki rekabet değişik bir boyut kazandı. 1980'li yıllardan sonra internetteki yaygınlaşma ile birlikte ise bilgi kavramı önem kazanmaya başladı.


Günümüzde küreselleşen ortamda, bilgiyi iyi kullanan toplumlar, doğru bilgiye doğru zamanda erişebilen bireyler, diğerleri arasından sivrilerek refah düzeyi daha yüksek bir hayat sürmeye başladılar. Böylece 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren “Bilgi toplumu” kavramı gündeme geldi..


Türkiye’nin de, gelişmiş ülkeler gibi, “Bilgi Toplumu olma” yolunda kısa ve uzun vadeli hedefleri var. Bu hedeflere ulaşmada bilişimin etkisi yadsınamayacak kadar önemli. Türkiye’de Bilişim Sektörü'nün durumuna baktığımızda, ekonomik sıkıntı içinde olan Avrupa ülkelerine göre daha iyi durumda olduğumuzu görüyoruz.
 

Türkiye Bilişim Pazarı'nın, 2011 yılında Telekom pazarındaki ufak bir düşüşe rağmen 30 Milyar ABD Doları sınırlarını zorladığını görüyoruz. BT pazarı ise 2009 yılından sonraki istikrarlı yükselişine devam etmiştir. Türkiye’de bilişim pazarı 2009 yılında %12.5 civarında bir düşüş göstermiş, 2010 yılında %16 lık bir artış göstererek bu düşüşü telafi etmiştir. Avrupa’daki krize rağmen 2011 yılında az da olsa artış devam etmiştir. 2012 yılında sektörde toplam olarak %5 civarında bir büyümenin olabileceği tahmin edilebilir.

Şimdi de biraz daha özele inerek yazılım sektörünü mercek altına alalım.


Yazılım sektörünün en önemli ve en kıymetli özelliği, tüm diğer sektörlerin yazılıma ihtiyacı olmasıdır. Artık günümüzün küresel rekabet koşullarında, hiçbir sektör, yazılım sektörünün desteği ile yenilikçi uygulamalar geliştirmedikçe, sektör içindeki konumunu koruyamamaktadır. Bu özelliği ile yazılım sektörünü diğer sektörlerin lokomotifi konumunda olmakta ve bir bütün olarak sanayinin gelişmesinde doğal bir kaldıraç görevi üslenmektedir. Gelişmiş ülkeler bunun bilincinde olarak, ülkelerinde yazılım sektörünü stratejik sektör olarak ilan etmekte ve bu sektörün gelişmesi için çeşitli teşvikler vermektedir. Yazılım alanında yapılan AR-GE çalışmaları hem bu sektörün önünü açmakta hem de yenilikçi uygulamaların yaygınlaşmasına olanak sağlamaktadır.


Bankacılıktan, otomotive; eğitimden, sağlığa; güvenlik hizmetlerinden, yerel yönetimlere kadar günlük yaşamımız içine giren bu uygulamalar, bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer taraftan da bazı riskleri yanında getiriyor. Tüm kişisel bilgilerimizin, tüm finans hareketlerimizin, tüm savaş stratejilerimizin, tüm müşteri bilgilerimizin bir anda sistemden yok olabilme olasılığı, bu bilgilerin rakiplerin veya düşman güçlerinin eline geçebilme olasılığı bile riskin boyutunu gösteriyor.Peki bütün bu risklere karşı yazılımın bizim sağ kolumuz olmasından vaz geçebilir miyiz? Cevabının kocaman bir “hayır” olduğu son derece açık olan bu soruyu, aslında “uygulama güvenliğini sağlamak için neler yapılmalı? “ diye sormak daha doğru olur.


Biz burada bilginin gizliliği ve güvenliğini ne kadar çok yerli yazılımla sağlayabilirsek, riskimizin ve bu kadar hayati konularda dışa bağımlılığımızın azalacağını söyleyerek bu sorunun cevabını başka bir makaleye bırakıp, ülke olarak yazılım sektörünün gelişimine nasıl katkı verebileceğimizi tartışalım..


Her şeyden önce yazılım sektöründe bir kişinin istihdamının yatırım maliyeti diğer sektörlere göre daha düşüktür. Sanayi için 80.000 ABD Doları olan bu değer, turizm için 50.000 ABD Doları, tarım için 30.000 ABD Doları iken Bilişim sektörü için sadece 3.000 ABD Doları düzeyindedir.


Buna karşılık çalışan başına yaratılan katma değer ise tarımda 7.000 ABD Doları, sanayide 15.000 ABD Doları, hizmetlerde 20.000 ABD Doları iken bilişimde 35.000 ABD Doları seviyelerindedir.


EUREKA/CELTIC Purple Book 2007-2008 Baskısı’nda ise %22lik bir BT yatırımı ile %58 üretkenlik elde edileceği anlatılmış.


Bu sonuçlar yazılım sektörünün neden bir kaldıraç görevi üslendiğini açıkça ortaya koymaktadır.


Aslında Türkiye’de kendi öz kaynaklarımızla geliştirdiğimiz çok sayıda ulusal yazılımımız var. Sektörel bazda dağılımına bakarsak Kamu, İmalat ve Otomasyon ve Telekomünikasyon sektörleri, ulusal yazılım ürettiğimiz sektörlerin başında geliyor. Bunların bir kısmı da yurt dışına ihraç edilebiliyor. TÜBİSAD verilerine göre 2011 yılında Türkiye bilişim sektörünün toplam ihracatı 732,6 milyon lira olarak gerçekleşirken, bu ihracatın 455.9 milyon liralık tutarı yazılımda, 117.6 milyon liralık tutarı donanımda. Bu veriler, Türkiye yazılım sektörünün ihracatta önemli bir payı olduğunu gösteriyor.


Buradan aslında Türkiye’de yazılım sektörünün ne kadar ilerlediği sonucu çıkarılabilir. Ancak bu, yazılım sektöründe hala yapacak çok işimiz ve kat edecek çok yolumuz olduğu gerçeğini değiştiremez. Yazılım çok dinamik ve yeniliğe ve gelişime çok açık bir konu. Amacımızın bu dinamik ortamda en yeni teknolojileri geliştirerek ve bunları kullanarak pazarın ufkunu açabilecek yenilikçi uygulamaları ortaya çıkarmak ve bu uygulamaların hem yurt içi hem de yurt dışı pazarlarda müşteri bulmasını sağlamak olmalıdır. Böyle bir çalışma, hiç kuşkusuz uzun vadeli AR-GE çalışmaları gerektirir. Bu bir alışkanlık, bir “yaşam tarzı” halime dönüştükten sonra Dünya pazarında önder olamamamız için hiçbir nedenin olmadığına inanıyorum. Bir kere her yıl YASAD verilerine göre 150 den fazla üniversitemizden yılda 15.000 mezun, bilişim sektöründe çalışan yaklaşık 160 000 kişilik bir çalışan ordusuna katılıyor. Bu demektir ki konusuna hakim, nitelikli bilişim uzmanları her yıl giderek artıyor. Artık bu kadar uzman ile yeni iş modelleri yaratmak, teknolojinin gelişeceğini öngördüğümüz alanlarda (bulut bilişim, hizmet olarak yazılım - Saas, Platform olarak Hizmet - PaaS, mobil uygulamalar vs.) yeni ufuklar açmak sadece yaratıcılığımıza kalmış gibi görünüyor..


Her sektörde olduğu gibi yazılım sektörünün gelişiminde de devlet desteği ve yönlendirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Yazılım sektörünün “Stratejik Sektör” olarak kabul edilmesinden sonra Türkiye’de de birçok olumlu adımlar atıldığını, bazı teşviklerin çıkarıldığını görüyoruz. Bu kapsamda olumlu gelişmeler ve gelecek tahminlerini şu şekilde sıralayabiliriz;


“Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu” ile yazılım üreticilerine istisnalar,


- Dış Ticarette yazılımın desteklenmeye başlaması,
- TOBB yasasında yazılım üreticisinin sanayici sayılması,
- Telif hakları kanununda yapılan düzenlemeler,
- Yazılım ve hizmet üreticilerinin KOBİ kapsamına alınması ve üretimlerinin döviz getirici ürün ve hizmetler kapsamına alınması,
- ARGE merkezi kanunu,
- Bilişim Vadisi,
- Kamu ihalelerinde yerli yazılımın ürün olarak kabul edilmesi çalışmaları,
- Kobilerin desteklerden faydalanmasını sağlayacak danışmanlık hizmetleri,
- Ulusal yazılımların farkındalığının yaratılması projesi.


10. Ulaştırma Şurası Raporu'nda Türkiye’de Bilişim Sektörü'nün 2023 yılında olması gerektiği yer tanımlanmıştır. Belirlenen hedef ulaşılması çok zor görünmekle beraber imkânsız da değildir. Buna göre 2023 yılında en büyük 10 ekonomi içinde olabilmemiz için Bilişim Sektörü'nün 160 Milyar ABD Dolarına ulaşması, 2023 yılında 15 Milyar ABD Doları bilişim ihracatı yapılması, yazılım sektörünün “Öncelikli Alan” olarak belirlenmesi ve toplam ihracatta yazılım sektörü payının %2’ye çıkarılması hedef olarak belirtilmiştir. YASAD’a göre bu hedeflere ulaşılabilmesi için 2023 yılına kadar her yıl sürekli olarak toplam gelirimizi %6,7, bilişim ihracatımızı da %13,8 oranında artırmamız gerekmekte. Yukarıda da belirttiğim gibi bu hedefler hiç de kolay ulaşılabilecek hedefler değil. Bu değerlere ulaşabilmenin ancak çok planlı ve düzenli çalışarak, sektör içinde ve sektörler arası işbirliğini artırarak ve nihayetinde “Yazılım Sektörü Ulusal Politikası / Stratejisi”nin oluşturulması ile sağlanabileceğini düşünüyorum.


O halde önce yukarıda bahsettiğim işbirliğinden ne kastettiğimi açıklayayım, daha sonra da “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi”nin nasıl oluşturulması gerektiğini tartışalım. Planlı ve düzenli çalışma konusu, sanırım tartışmaya gerek olmayacak kadar açık.


Yazılım sektörünün, tüm sektörlere hizmet üretebilmesi ve kalkınmanın lokomotifi konumunda olması, doğal olarak sektör içinde kuvvetli bir rekabetin oluşmasına neden oluyor. Bir de buna teknolojideki hızlı gelişmeyi ve her yıl bilişim konusunda 15.000 yeni mezunun sektöre girmesini eklersek rekabet daha değişik bir boyut kazanıyor. Şirketler birbirleriyle rakip olsalar bile bölgesel rekabet, uluslar arası rekabet, mali destek gereksinimi, bilgi paylaşım (sektör içi - sektörler arası), güçlü görünüm, özel konularda uzmanlık vb gibi nedenlerle diğer şirketlerle işbirliği yapmak isteyebilmektedirler. Aslında pazarın beklentisi göz önüne alındığında rekabeti, yenilikçi projelerin ve AR-GE desteğinin yönlendirdiğini söyleyebiliriz.


Yani, başka bir deyişle, çoğu sektörlerde olduğu gibi yazılım sektöründe de AR-GE yapmayan ve yenilikçi projeler geliştirmeyen şirketler giderek tüketicisinin gereksinimlerini karşılayamayacak ve doğal olarak pazarını kaybetme riski altına girecektir. Peki AR-GE çalışmaları yapabilmek ve yenilikçi projeler geliştirmek, şirketin büyüklüğüne bakmadan, kolayca gerçekleştirilebilecek etkinlikler midir? Birçok şirket için, şirketin vizyonunda ve çalışma alışkanlıklarında bile değişiklik gerektirecek olan bu süreç, tek başına şirket kaynakları ile gerçekleştirilebileceği gibi, daha kısa sürelerde, sadece konusundaki deneyimlerini ortaya koyacak birkaç şirketin birlikte çalışmalarıyla da başarılabilir. Ülkemiz için henüz çok da alışılmış bir davranış olmasa bile, zaman içinde şirketlerin birlikte araştırma yapmalarının, çok özel “know-how”larını paylaşmalarının, birlikte üretmelerinin, uzun vadede çok verimli ve kârlı sonuçlar doğurabileceğini görmeleri, olası işbirliklerini daha da artıracaktır. Aslında şirketlerin belli bir konuda ortak çalışmalar yapmalarından, pazarın başka konularında rakip olmayacakları anlamı çıkmamalıdır. Doğal olanı da budur zaten. “Rekabet Öncesi İşbirliği” de diyeceğimiz bu yöntem ile şirketler birlikte AR-GE çalışmalarını yaparak hem kaynakları verimli kullanmış olabilirler, hem de ortaya çıkan sonuçları daha geniş bir perspektifte değerlendirme fırsatı bulabilirler. Şirketlerin bir araya geldiklerinde ortaya çıkan faydanın, şirketlerin teker teker ortaya çıkarabilecekleri faydaların toplamından daha fazla olabileceğini anladıklarında, bu işbirlikleri çok daha hızlı artacaktır. Artık bu şirketlerin ortak malı olarak düşünebileceğimiz bu “çıktılar” ister birlikte, ister tek tek şirketlerin geliştirecekleri yenilikçi projelerinde kullanılacak altyapıyı oluşturabilir..Bu işbirliklerinin artması hem sektörün bilinçli ve güvenli bir şekilde büyümesine hem de şirketlerin mali ve deneyim açısından daha güçlü görünmelerine, bunun sonucu olarak da bölgesel ve küresel rekabet koşullarında daha üst seviyelerde mücadele etmelerine katkı sağlayacaktır.


Şimdi de “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi”nin oluşturma seçeneklerini tartışalım…


10. Ulaştırma Şurası Raporu'nda yazılım sektörünün “Öncelikli Alan” olarak belirlenmesi ve yazılım ihracatı ile ilgili “zor” hedeflerin belirlenmiş olması, yazılım sektörüne verilen önemin bir göstergesi. O zaman yazılım sektörünün de dağınık yapısından daha “hedefe yönelik” çalışabileceği bir yapıya en kısa sürede geçmesi lazım. Dağınık yapı derken, belki de işin doğası gereği, sektör içindeki firmaların, çoğu kez tek başlarına, kendi gayretleriyle oluşturdukları pazarda ürün geliştirmelerini kastediyorum. Sektörün karşısında ulaşılması gereken zor bir hedef olunca, mutlaka daha bilinçli, daha birlikte, devlet desteklerinin ve yönlendirmelerinin olduğu, yurt içi ve yurt dışı pazarın iyi analiz edildiği ve buna göre kısa ve uzun vadeli alt hedeflerin konulduğu, daha çok işbirliklerinin olduğu bir sektör yapısı akla geliyor.


Bu durumda “Yazılım Sektörü Ulusal Politikası”nın Bakanlıkların, Üniversitelerin, sanayi kuruluşlarının, ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarının ve tabii ki şirketleri temsilen Odalar ve Sektör Birliklerinin birlikte çalışarak belirlenmesi daha uygun olabilir. Öncelikle, yazılım sektörünü ilgilendirecek her alt başlık için, örneğin ülkemizin bilgi toplumuna dönüşebilmesi konusunda, ulusal gereksinimlerin ve bunların küresel boyuta yansımalarının belirlenmesi ve bu gereksinimlere ulaşabilmek için yapılacak işler ve olası sürelerin saptanması gerekir. “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi” hayata geçirilmeden önce, yazılım sektörü ile ilgili her alt başlık için belirlenen stratejiler ve diğer ulusal startejiler birlikte değerlendirilerek önceliklendirilmeli, konu ile ilgili yurt dışı uygulamaları incelenmeli ve yukarıda bahsettiğim gibi Üniversiteler, STK’lar, Sektörü temsilen Odalar ve Sektör Birliklerin görüşleri ve desteği alındıktan sonra, tamamen ülkemize özgü bir “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi” oluşturulmalıdır.


Bu şekilde ülke gereksinimlerine göre küresel ölçekte geliştirilmiş olan bir “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi”nin olması, sektör içindeki firmaların, bu makro hedefe ulaşabilmeleri için, kısa ve uzun vadeli politikalarını belirleyebilmelerine, sektör içinde ve sektör dışında olası işbirliklerini daha sürecin başında oluşturulabilmelerine, kısa ve uzun süreli yatırım planlarını buna uygun olarak belirleyebilmelerine, verimin artmasına ve işbirliklerinin sağlıklı büyümesine yol açacaktır. Sağlıklı işbirlikleri ise daha kaliteli, yenilikçi ve rekabetçi ürünlerin üretilmesini sağlayacaktır.


Bu şekilde belirlenen “Yazılım Sektörü Ulusal Stratejisi” ile sektöre daha sağlıklı çalışabileceği bir ortam yaratılacağı


Sektörün Problemleri


Yazılım sektöründe 160.000 civarında çalışanın olması ve her yıl 15.000 yeni mezunun bu sektöre adım atmasına rağmen, sektörün önde gelen problemlerinin başında nitelikli eleman problemi gelmektedir. Bunu girişim sermayesi eksikliği, Ar-Ge teşvikleri ile uygulamalarda karşılaşılan sorunlar ve dış kaynak kullanımının yetersizliği izliyor.


Sektörün problemlerinin tartışıldığı ve çözüm önerilerinin oluşturduğu ortamlardan birisi de TOBB bünyesinde kurulmuş olan “TOBB Yazılım Meclisi”dir. Sektör içinden şirketlerin, ilgili kurumların ve STK’ların da üye olduğu bu mecliste yapılan çalışmalar sonucunda sektörün en önemli 5 sorunu ve çözüm önerileri belirlenmiş ve 2011 Türkiye Ekonomik Şurası'nda ilgili Bakanlara sunulmuştur. Burada belirlenen sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda özetlenmiştir:


Sorun 1

Kamu yazılım ihaleleri düzenlemelerinin yazılım ürünlerimize olan kamu talebini arttıracak şekilde olmaması.


Çözüm Önerisi


Kamu Yazılım Ürünü ve Hizmetleri alımlarında yazılım projelerinin doğası gereği alımların tek bir yıla bağlılığı ortadan kaldırılmalı ve tüm kamu yazılım projelerinde özel sektör dış kaynak kullanımının tercih edilmesinin teşvik edilmesiyle iç pazar desteği verilmelidir. Kamu ihalelerinde yabancı yazılımı bir mal, ancak yerli yazılımı bir hizmet olarak kabul edilmesi nedeniyle yerli yazılım sanayi aleyhine ortaya çıkan bu haksız rekabet önlenmelidir.


Sorun 2


Yazılım sektörüne yönelik uygun teşviklerin, risk sermayesinin ve fonun olmaması.

Çözüm Önerisi


Yazılım Projesi Destekleme'de kabul kriterlerinin yeniden düzenlenmesi ve destek tutarlarının ödeme sürelerinin kısaltılması gerekmektedir. Özellikle ön ödemeli proje destekleri (TTGV, Kredi Garanti Fonu, Risk Sermayesi) sektöre uygun hale getirilip geliştirilmelidir. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığında toplanan, Evrensel Erişim ve ARGE fonlarını yazılım sektörünün gelişmesi için kullandıracak idari yapılar oluşturulmalıdır.


Sorun 3


Sektördeki vergi düzenlemelerinin büyümeyi teşvik edecek, derinleşmeyi sağlayacak ve ihracatı güçlendirecek şekilde olmaması.

Çözüm Önerisi


Yazılım ürünleri KDV oranlarının %8 olarak belirlenip yeniden düzenlenmesi ile yazılım ürünlerinin işletmelerde demirbaş yerine tüketim malzemesi kapsamına alınarak tümünün masrafa atılmasının sağlanması ve yazılım İhracatını teşvik edecek vergi muafiyetlerinin düzenlenmesi sağlanmalıdır.


Sorun 4

Başbakanlık veya Sanayi Bakanlığı'na bağlı bir Ulusal Yazılım Ajansı kurulmalı ve ulusal yazılım stratejisi bu birimde oluşturulmalıdır.


Çözüm Önerisi


Ulusal yazılım sektörü strateji ve politikalarının tespit edilip, uygulanmasını sağlayacak Başbakanlığa bağlı bir birim (Ajans, Enstitü, Müsteşarlık), yazılım STK’ları temsilcilerinin katılımıyla kurulmalıdır.


Sorun 5


Nitelikli bilişim elemanı yetiştirilmesi.


Çözüm Önerisi


Üniversite eğitimi dışında, ‘Nitelikli Bilişim Elemanı Yetiştirmek İçin Eğitim Gereksinimlerinin Tespiti’ DPT Bilgi Toplumu Dairesi, İşkur, TOBB ve sektörümüzün tüm sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yapılmış ve kısa sürede sektörün gerçekten ihtiyaç duyduğu nitelikte, uluslar arası standartlarda bir eğitim programı hazırlanıp İŞKUR Genel Müdürlüğü'ne sunulmuştur. İşkur Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu’ndan geçen bu programın acilen başlatılması ve alınacak sonuçlara göre çeşitlenip yaygınlaştırılması hem sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak hem de işsiz birçok gencimize iş imkanı yaratacaktır.


SONUÇ


Türkiye’nin 2023 yılı için belirlediği vizyon ve hedeflerine ulaşabilmesinde yazılım sektörü tarafından yerine getirilmesi gereken zor bir misyon ve hedef vardır. Bu hedefler aslında yazılım sektörünün yıllar içinde büyümesinden öte ciddi bir sıçrama yapmasını gerektirmektedir. Bu sıçrama ancak sektörün “dünya oyuncusu” olmasıyla sağlanabilir ve bunun sonucu olarak küresel ölçekte sektöre yön verebilen daha büyük bir “dünya oyuncusu” belki de “dünya lideri” olarak ortaya çıkabilir. Kulağa hoş gelen bu gelişme aslında zor olmakla beraber hayal edilemez bir olgu da değildir.. Yeter ki sektörümüz kendisi ile barışık, şirketler işbirliği (ve tabi ki rekabet) içinde, yeni teknolojiyi kullanan ve hatta üreten, küresel gereksinimlerin ve potansiyelin bilincinde yenilikçi ürünler geliştirebilen yapıyı benimsesin. Bunlar olduktan sonra, genç çalışan nüfusumuz ile yenilikçi projelerin geliştirilmesi potansiyeli, coğrafi pozisyonu ve kültürel uyumu ile dış kaynak kullanımı için tercih edilebilecek ülke olmamız, 2012’de ülkemizde 50 milyon internet kullanıcısı, 65 milyon GSM kullanıcısı ile ülkemizin bu alanlardaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor olması ile Türkiye’de daha çok yerli yazılımın üretilmesi ve bunların yurt dışına ihraç edilebilmesi sağlanabilecektir.


Yazılım sektöründe dünya lideri olmamızın en öncelikli şartı küresel gereksinimlere cevap verebilen, yenilikçi, güvenilir, standartlara uygun, yeni teknoloji üreten ve kullanan daha çok yerli yazılım üretmemizdir. Bu yeteneğin yazılım sektörü içinde mevcut olduğuna inanıyorum.



site design & technology
SLC Web Mühendisliği
www.slc.com.tr